Hayatımızı kendi cephemizden güzelliklerle dolu, zevk ve safa içerisinde geçirmekle meşkulken, bizden olan insanları unutarak değersizleştiriyoruz yaşantımızın verimli anlarını. Geçmişimizde yaşanan geçmişten kopmak ümidi ile yapılan bazı uyğulamalar değilmiydi bizleri bizlerden uzaklaştıran. Tarihinden utanan ve bu nedenle güneşin doğduğu yöne sırtını dönen insanlarla süslenmeye çalışılmadı mı cumhuriyet tarihinin bazı paslı sayfaları. Korkular ümitsizlikler ve nice değer kaybettirici duygulanımların fırtınasında savrulup durdu bu güzel vatan. Ne zaman ayaklanmaya çalışsa, dik durma ümidi ile kendine destek arasa, yanlızsın sen sedaları yükseldi derinliklerden. Anlam veremediğimiz bu sesin bilinç altına kazınmasıydı sanırım bizi yalnız olduğumuz inancıyla başbaşa bırakan.
Bu yazıyı yazmamda ki en büyük etken 2 ay önce yapmış olduğum Suriye ziyaretiydi. Adımımı Suriye sınırına attığım anda farklılıklarla dolu bir ortam beklerken sadece zamanda yolculuk yapmış hissi kapladı içimi. İlk sınır memuru ile muhatap olduğum, resmi binaya girdiğim andan itibaren 20 yıl öncesine yolculuk yapmış olduğum düşüncesi sardı beni. Ufacık bahşişler uğruna ülkesinin itibarını kirletmekten çekinmeyen insanlar karşılamış oldu bizleri. Gecenin ilerleyen vaktinde Suriye'nin bizi ilk karşılan şehriydi Halep. Eski yüzü, bakımsız çehresi üzmüştü beni. Şam'la başlamak istemiştik Suriye'yi tanımaya.Şama ulaştığımız andan itibaren beklediğim güzellikleri karşımda buluverdim. Ayrıntılarla boğmak istemem. Aslında mana ikliminde bir gezinti yapmak ümidindeyim...












09.11.2011




