MURADİYE MEZUNLAR DERNEĞİ

20
Mayıs
2012
Metin Boyutu
  • yazı boyutunu büyüt
  • Default font size
  • yazı boyutunu küçült

Süleyman Demirel

Yazılar - Süleyman Demirel

YAN MASADA BİR ERMENİ AİLE

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 

 

Aksam yemeği, lokantadayız. Yan masadan bir kız çocuğu bizim masaya geliyor. Babası kızı çağırıp uzaktan "Sorry" diyor. Ben de "No problem" diyorum. Sonra adam, "Nasılsınız?" diyor. anlaşılan Türkçe biliyor. Nereli acaba?

Ben de hal hatır soruyorum ve sonra nerelisiniz diyorum. Ermeniyiz diyor. Arada muhabbet devam ediyor, ama masadan masaya konuşmak zor, çünkü, bir - ortam gürültülü, iki - ara ara birbirimizin ne dediğini tam olarak anlamıyoruz.

- Ne zaman geldiniz Amerika'ya?
- 30 sene önce.
- Nereden geldiniz?
- Lübnan'dan. Ama ailem Suriyeli'dir.
- ...
- ...
- Hep bizimkilerin suçu ...
- Geçmişte olmuş bitmiş ...

Muhabbet bu kadar sürdü. Çünkü bütün aile masadan kalkıyordu. Yaşlıca bir hanım, bize hoşçakalın dedi. Diğer genç olanlar el salladı. Biz de.

Yediğim yemek zehir oldu. İştahım kaçtı. Hesabı getiren garsonu duymadım. Mideme kıramp girdi.

...

Çok tartışmalı bile olsa, yanı başımda oturan Ermeni ailenin Anadolu'dan Suriye'ye, Suriye'den Lübnan'a, Lübnan'dan da Amerika'ya gelmesinden benim atalarım ne kadar sorumlu acaba diye düşündüm. Benim atalarım niye sorumlu olsun, onlar Çubuk'un dağ köyünde yaşarlardı. Ama benim miras aldığım devlet-i ebed-müddet, bundan ne kadar sorumlu acaba? Hadi Ermeni çetecileri yüzünden bir sürgün oldu, acaba yan masada oturanların dedeleri de çeteci miydi? Gerçekten onların bir kabahati var mıydı?

Hadi soykırım olmasın. Bu ailenin Suriye'ye, oradan Lübnan'a ve oradan Amerika'ya gelmeleri, benim vicdanı mı yaralamaz mı? Üstelik bu aile hala Türkçe konuşuyor. Suriye'den geçmişler, Türkçe bitmemiş. Lübnan'dan geçmişler, Türkçe bitmemiş. Hatta 35 yaşlarında gösteren bu adam, 30 sene önce Amerika'ya gelmiş, yine Türkçe bitmemiş. Bizim buradaki Türk ailelerin çocuklarının Türkçe konuşamadığını gördükten sonra, üçüncü nesil bir Ermeni'nin üçüncü ülkede hala Türkçe konuştuğunu gördükten sonra, bu adamın yüzüne bakarken mahcup hissetmez misiniz?

O Türkçe ki, "Geçmişte olmuş bitmiş" deyince o arkadaş, bu cümlenin İngilizce'de kolayca ifade edilemeyeceğini düşünüyor insan.

Bundan bir yıl önce de bir Ermeni'ye yol tarif etmiştim. Onunla da Türkçe konuşmuştum. Dil bağının din bağından daha önemli olabileceğini o zaman hissetmiştim. İşte belki onun için Rum ve Ermeniler'in ihanetlerini hiç unutamıyoruz, ama Araplar'ın ihanetlerini sineye çekebiliyoruz.

Türkiye Osmanlı'nın son devresinden devraldığı sorunlarla elbette yüzleşecek. Bu problemleri çözdükçe ve vicdanar rahata erdikçe büyüyecek...

Süleyman Demirel
5 Ekim 2009

Son Güncelleme ( Salı, 06 Temmuz 2010 14:40 )

 
Yazılar - Süleyman Demirel

İNSANIN DEĞERİ

Bir organizasyonun, eski Türkçe ile bir müessesenin en kıymetli serveti nedir? Müessese derken, her türlüsünü kast ediyorum. Şirket, devlet, üniversite, vakıf, dernek, vesaire.

Bu soru aklıma nerden geldi, önce bir anektot ile açayım. Türkiye'deki mevcut ünivesitelerin web sayfalarına bakınıyordum. Özel üniversitelerden bir tanesi, tanıtıcı video koymuş sayfalarına ve kurumlarını överken, teknolojiyi ne kadar yakından takip ettiklerinden, her şeyin çağın ihtiyaçlarına göre dizayn edildiğinden, her türlü bilgisayar olanaklarının mevcut olduğundan bahsediyorlardı.

Bir kurumu kurum yapan, elindeki bilgisayarları mıdır? Bir müessese, kendini överken, en çok hangi özelliğini ön plana çıkararak övünmelidir?

Buna benim vereceğim cevap, elbetteki o bilgisayarları kullanan insan kaynağıdır. Çünkü ben üniversitelerin kalitesini kıyas ederken, akademik kadrolarını kıyas ediyorum. Ben zaman zaman köklü şirketlerde bunu görüyorum. Kendileriyle övünürlerken, "biz en iyi kişilerle çalışıyoruz" ya da "biz en yeteneklileri çekiyoruz" diyorlar.

Örneğin bir devleti ele alalım. Ülkenin her köşesinden petrol fışkırsın isterse. Ülkeyi yönetenler adam değilse, kaç yazar? Ama adam gibi adamların çorak topraklardan ne cevherler çıkardığını biliyoruz.

Ben, bir müessesenin en kıymetli servetinin insan kaynağı olduğuna inanıyorum. Ama gelin görün ki, ekonomik krizlerden ilk nasiplenenler, şirketlerin insan kaynakları oluyor. Hadi işten çıkarmaların bir kısmını mazur görelim. Ama, bazı şirketler, kriz bittikten sonra en çok işlerine yarayacak en kıymetli insan kaynaklarını kovuyorlar.

Konuyu çok güzel bağlayağını düşündüğüm bir atasözüyle bitirmek istiyorum. Altının değerini sarraf, insanın değerini insan bilir.

Son Güncelleme ( Salı, 06 Temmuz 2010 14:40 )

Yazılar - Süleyman Demirel

KRİZİ FIRSATA ÇEVİRMEK

Krizi Fırsata Çevirmek: Sıkça duyuyoruz bu lafı. Birisi bize krizi nasıl fırsata dönüştürebileceğimizi anlatabilir mi? Kimler krizi fırsata dönüştürebilir?

Rahatı yerinde olanlar, krizi teğet geçerek atlatanlar, krizi fırsata dönüştüremezler. Krizi fırsata dönüştürmeye aday olanların, öncelikle kriz tarafından tır çarpmış gibi çarpılması icap ediyor. Eldeki bütün imkanlar tükendiğinde, açık kapılar bir bir kapandığında, tutulan her dal kuruduğunda beynin kıvrımlarına azami bir elektrik dağılımı olacaktır. Bu şok, kişiye daha önce düşünmediği bir fikri ilham edecek, ya da daha önce farkına varmadığı bir yeteneğini fark ettirecektir - tabi ki öyle bir yetenek var ise. İşte bu nedenden ötürü, bazıları kriz dönemlerinin yaratıcı beyinler için bir avantaj olduğunu söylüyorlar.

Öte tarafan, yaratıcı beyinlerin potansiyellerini ortaya çıkarmaları için ille de kriz beklemeleri gerekmiyor. Beklenmedik durumlara karşı kafasında sürekli bir yedek plan tasarlayan birisi, zamanın bir adım önünden gider. Bu varsayımsal zihin egzersizleri, yaratıcı beynin potansiyelini krizlerden çok daha önce ortaya çıkarır.

Örnek: Şimdi bir işiniz var. İşinizi yarın kaybedecek olsanız, vaziyeti kurtarmak için ne yapardınız?

Son Güncelleme ( Salı, 06 Temmuz 2010 14:41 )

Yazılar - Süleyman Demirel

KENDİ VATANINDA KABUL GÖRMEMEK

İnsanların bir kısmı, kendi ülkelerinde kendilerine yeterince değer verilmediğini düşünüyorlar. Önce bir kaç örnek verelim, sonra da bu konuda bir kaç şey söyleyelim.

1.

Ece Temelkuran 26 Haziran'da Millyet'teki yazısında genetik mühendisi bir arkadaşından bahsetti. “Bu sistem beni yetiştirdi ve artık beni istemiyor.” Biz bu genetik mühendisi olan hanıma bir isim verelim, adı Esra olsun, (Belki de beydir, ama bana daha çok hanımmış gibi geldi). Esra Hanım, Türkiye’nin muhafazakarlaştığından yakınıyor. Oysaki Esra Hanım’ın yetiştirildiği aile çok muhafazakar sayılmaz, Esra Hanım, muhafazakarlaşmanın onun gelecekte yaşam tarzını tehdit edeceğini düşünüyor. Hatta yaşam tarzını tehdit etmek şöyle dursun, belki de doğrudan yaşamı tehdit altında olacak. Örneğin iş verenler onun diplomasına değil, hangi taraftan olduğuna bakacak.

2.

Bu durum muhafazakar kesim için farklı mıydı? İlginçtir ki, muhafazakar kesim de kendini bu ülkeye yabancı hissetmekteydi. Bir üvey evlat muamelesi gördüğüne, ikinci sınıf vatandaş statüsüne tabi tutulduğuna inanmaktaydı. Bakın Necip Fazıl ne diyordu.

Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya,
Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!


3.

Amerika’da bilim yapmanın zirvesine ulaşan arkadaşlarımız, Türkiye’ye dönmek istemiyorlar. Sebep? Sebebi şu. Türkiye devleti kendilerine yeterince kıymet vermiyor. Onların bilimsel kişiliği ile ilgileneceği yerde, onların siyasi düşüncesiyle ilgileniyor. Devlet onlara yeterince imkan sağlamıyor. Devlet onlara yeterli statü vermiyor.

* * *

Evet, gel gelelim bu örneklerden yola çıkarak ulaşacağımız bazı sonuçlara.

1. Türkiyemiz’de her ne kadar insanlar kendilerini düşünsel anlamda bölünmüş hissetseler de, hepsinin hayata bakışı aynı.

2. Dış dünyasıyla iç dünyası çatıştığında herkes kendisini dışlanmış hissediyor. Hiç kimsede kendi hayallerinin peşinde koşma takati kalmamış. Hep yaşamak istediği şartların kendiliğinden oluşmasını bekliyor.


Biz Türk toplumu olarak binlerce yıllık bir geçmişi paylaşıyoruz. Bu paylaşım düşünüldüğünde, toplumun ciddi manada birbirinden farklılaşması düşünülemez. Sadece ve sadece doğululuk ve batlılık arasında gidip gelmenin kafa karışıklığıyla ufak tefek farklılıklar gözümüzde büyüyor, o kadar. Türkiye yakın gelecek için normalleşme sinyalleri veriyor. Lütfen bu sinyalleri okumaya çalışalım. Çok yakın gelecekte, ne muhafazkarı, ne muhafazakar olmayanı kendini dışlanmış hissedecek. El birliğiyle ortak hedeflere yürüyeceğiz. Bunun için ne birbirimize %100 benzememiz gerekiyor, ne de birbirimizden %100 hoşlanmamız gerekiyor.

Süleyman Demirel - 27 Haziran 2009

Son Güncelleme ( Salı, 06 Temmuz 2010 14:42 )

Yazılar - Süleyman Demirel

MEHMET BAĞCI, BİR DELİ OĞLAN

Biraz önce derneğin web sayfasına göz atarken, Azize'yle Mehmet'e iki cihan saadeti dileriz diye bir duyuru gözüme çarptı. Hele bakalım, hangi Mehmet'miş dedim. Ne göreyim, Mehmet Bağcı evleniyor. Mehmet Bağcı, bir deli oğlan..

 

Bağcı, öncelikle ben de sana iki cihan saadeti dilerim. Çünkü sen iki cihanda da saadeti hak eden birisin. Saflığın, duruluğun, delikanlılığın, adamlığın nedeniyle sen herşeyin en iyisini hak ediyorsun.

 

Bir taraftan da web sayfasını hazırlayan, bu sayfanın güncellenmesinde emek ve zaman sarf eden arkadaşlara ne kadar minnettar olduğumu fark ettim. Yoksa bu haberi ben nereden öğrenecektim.

 

Herkesten her daim iyi haber duymak temennisiyle... 

 

Süleyman Demirel - 6 Temmuz 2009 

Son Güncelleme ( Salı, 06 Temmuz 2010 15:49 )

  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  3 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »
Sayfa 1 / 3

Röportaj

Mustafa Akif Ekşi
Mustafa Akif Ekşi

Ziyaretçi İstatistikleri

Bugün 20026
Dün 21677
Bu Hafta
Geçen Hafta 141324
Bu Ay 369788
Geçen Ay 114715
Toplam 2504718

Online Now : 128
Your IP : 38.107.179.231
Now is : 20-05-2012 20:08
Reklam

Samanyolu Haber

İslami Sözler

Dünya şehvetlerle donatılmış, âfetlerle kuşatılmıştır. Dünya malının helalinin hesabı, haramının azabı vardır. Dünyaya yakınlık ve ilginiz ona göre olsun.
İbn-i Semmak -

Paylaş

Köşe Yazılarımız

Zafer Ayten
09.11.2011
FARKINDA MIYIZ UNUTTUKLARIMIZIN ?

M.Sami KAYA
02.02.2011
MEDİNE-MEDENİ-MEDENİYET

Zahid Poyraz
14.11.2009
HAYAL MANASTIRI: SÜMELA – (GEZİ )

Salih Zeki Haklı
22.07.2010
DELİ ARANIYOR!

Uğur Gülsün
03.06.2010
TARİHİN KESKİN VİRAJI

Süleyman Demirel
05.10.2009
YAN MASADA BİR ERMENİ AİLE

Muhammed Gömeç
17.06.2009
DOSTLARIN YAKASINDAN


Kimler Sitede

Yok