İnsanlık tarihinin en keskin virajında bulunuyoruz. Etrafımıza şöyle bir nazar ettiğimizde her şeyin inceden inceye kurgulandığı, mükemmel bir senaryonun içinde kah birer figüran kâh birer başrol oyuncusu olarak yer alıyoruz.
Dünya tarihinde yapılmış buluşları, insanoğlunun birikimini nazara aldığımızda bütün buluş ve yeniliklerin %80'inin son 50 yılda gerçekleştiğini ürpererek görüyoruz.
Zamanın en heyecan verici diliminde, yeryüzünün en önemli noktalarından birinde, dünyanın - görünen o ki - en önemli ülkesinde gençlik ve orta yaş aralığında seyrediyoruz. Böyle bir devrenin öyle herkese nasip olacak bir şey olmadığını anlamak için isterseniz Mehmet Akif'e kulak veriniz:
“Viranelerin yasçısı baykuşlara döndüm
Gördüm de hazanında bu cennet yurdu
Gül devrini görseydim onun, bülbül olurdum
Ya Rab! Beni evvel getireydin, ne olurdu?”
Merhum, bugünlerde yaşasaydı herhalde böyle bir kıt'a ondan sadır olmayacaktı. Ya sükut edecek, ya da her günü ayrı bir destana dönüşen bu kutlu dilimi o güzel mısralarıyla kristallendirecekti.
Bugünlerde İsrail gerçeğiyle yeni boyut kazandı topraklarımız. İnsanımız ve dünya insanı, ibretle izlediği tablodan nelerin yanlış gittiğinin ayrılımına varıyor. 1948 yılından beri topraklarında huzur namına bir şey yaşamayan, bunun öncesinde de ihanetler ve vicdan azaplarıyla kıvranan Ortadoğu'nun, "artık yeter!" feryatları tüm dünyada yankı bularak yükseliyor. Burası dünyanın kalbi. Buranın sükunete, selamete ihtiyacı var.
Artık görüp de görmez gibi yapma stratejisinin modası geçti. Artık dünya güçlünün istediği gibi at oynatabileceği bir satranç tahtası olmaktan çıkıyor. Dünya kopmasına yakın olduğumuz kıyametinin arefesinde yeniden silkelenip köhnemiş adalet sistemini elden geçirmeye başlıyor. Kimseye (hele de zalimlere) huzur vermeyen düzeni söküp yeniden örme hazırlıkları yapıyor.
İşte güzel Türkiye'miz tam bu hengamede, zulüm ve eziyetin bin türlüsünü az zamanda tüm boyutlarıyla yaşamış şerbetli halkının, hadiselerden ders ala ala bilgeleşmiş kamuoyunun da etkisiyle dünyanın dizginlerine el uzatıyor. Yeryüzü bu sese muhtaç. Bu sesin kökleri sağlam, gövdesi kuvvetli, dalları gölgesiyle şiddetli güneşin altında serinlik vermeye teşne ve binbir çeşit meyvelerle dolu.
Bu heyecanı ben yüreğim ürpererek yaşıyorum. İnanıyorum ve biliyorum ki; çok değil, 10 yıla kalmaz, Ortadoğu denkleminde Türkiye'nin izni olmadan bir taş bile yerinden oynamayacak hale gelecek. Medeniyetler İttifakı adıyla devletçe sistemleştirdiğimiz telakki, hiçbir milleti dışlamadan tüm dünyayı kanatlarının altına alacak ve torunlarımız yeni bir gül devrini, şu dünya başını bir tarafa çarpıp dağıtmadan önce, görecek. Osmanlı'nın baş döndüren ihtişamı, bu yeni güzelin yanında sönük ve gölgede kalacak.
Şimdi bize düşen, zannımca şimşek hızında seyreden eşya ve hadiselerin dilini ferasetle çözmeye çalışmak, kulaklarımızda uğuldayan kader bestesine ses uydurmak olacak.














