Şehir kültürünün miladı nedir sorusunun cevabını tek bir kelimeyle bizleri buluşturan Medine! Sadece bizlerde değil farklı dillerde ve milletlerde de yaşıyor adını günümüze kadar taşıyan o kutlu ve haklı nişanın sahibi. Şehirleşmeler sonucu yaşanabilecek kargaşa, ekonomik darboğazlar, asayiş, kültür çatışması gibi faktörlerin doğurduğu sorumluluk duygusu korkutuyor günümüz insanlarını önümüzde dururken o Kutlu Şehir. Kökleri öyle derin ve samimi, yaprakları öyle geniş, şefkatli ve bereketli. Tarihte örneğine rastlamadığımız bir diğer gamlık yuvasıdır.
Günümüz dünyasında mülteci kamplarındaki dar alanlarda ve çok zor koşullarda yaşamaya terk edilen toplumsal yığınların aksine o günlerin güzel insanları hanelerini açtılar mülteci durumunda olan müminlere. Öncelikler koymadan, pragmatist bir tutum sergilemeden, ekonomik tahliller yapmadan, kavmiyetçilik gütmeden, sen ben demeden, istatistik analizlerini yıkarak çıktılar hurma ağaçlarına ve kutlu peygamberi (SAV) kucaklamayı beklediler.
Hala bekleyenler var günümüz dünyasında. Beklemek biraz sabrı çağrıştırsa da bazen atalete giden şeytani bir yol olarak çıkıyor karşımıza. ‘’Beklemek güzel şey, gelecekse beklenen’’ lakin Peygamber Efendimizin geleceğini beklemek gibi bir inanca sahip değiliz. Medine’de bekleyenler haklı bir bekleyiş içindeydiler. İnsanlığın kurtuluşunu beklemekteydiler. Medenileşecektiler.
Cahiliye döneminin o çirkin yüzüne atılan tokattı Medine’nin Mekkeli müşriklere verdiği cevap. Hidayet nurunu görmüş ve aydınlanmanın fitilini ateşlemişlerdi. Ben merkezci bir anlayıştan biz merkezli bir anlayışa tırmanıştı. Medine’li gönüller kalplerin bir et parçası değil sevginin, saygının, erdemin, ahlakın, iyi niyetin ve vicdanın sesi olduğunu anlamışlardı. Medine medenileşecekti artık.
Sürekli o zaman ile bu zaman ayrımı yapılır günümüz dünyasında. Oysa biliriz ki zaman ve mekan Yaratan’da gizli bir hazinedir. Zaman hep aynı, mekan hep aynıdır. Senin zamanın benim zamanım ayrımı da bir kaçıştır Medine’den. ‘’Eskidenmiş arkadaş o söylediğin şeyler’’ derken, o eskiden olanların güzel olduğunu bile bile , tasdik ede ede bir kaçma eylemi içinde bir ah çekerek şimdiki dünyamızın gayyasına geri döneriz. Oysa Medine’yi medenileştiren 622 senesinin, üzerinde kurulduğu toprağın veya zaman ile mekanın iksirli tevafuku değil Kur’an ve sünnetin Medine’ ye kattığı ilahi bir medeniyet güneşi olmasıdır.
Medine de medeni bir medeniyet inşa eden insanlık ruhu günümüz insanlarında mevcuttur. Ve bu insanlar önce kendi kapısının önünü süpürmeli sonra vakurla başı dik, kalbi şefkatli, eli güçlü dolaşabilmelidir şimdiki medinelerin sokaklarında.














