Aksam yemeği, lokantadayız. Yan masadan bir kız çocuğu bizim masaya geliyor. Babası kızı çağırıp uzaktan "Sorry" diyor. Ben de "No problem" diyorum. Sonra adam, "Nasılsınız?" diyor. anlaşılan Türkçe biliyor. Nereli acaba?
Ben de hal hatır soruyorum ve sonra nerelisiniz diyorum. Ermeniyiz diyor. Arada muhabbet devam ediyor, ama masadan masaya konuşmak zor, çünkü, bir - ortam gürültülü, iki - ara ara birbirimizin ne dediğini tam olarak anlamıyoruz.
- Ne zaman geldiniz Amerika'ya?
- 30 sene önce.
- Nereden geldiniz?
- Lübnan'dan. Ama ailem Suriyeli'dir.
- ...
- ...
- Hep bizimkilerin suçu ...
- Geçmişte olmuş bitmiş ...
Muhabbet bu kadar sürdü. Çünkü bütün aile masadan kalkıyordu. Yaşlıca bir hanım, bize hoşçakalın dedi. Diğer genç olanlar el salladı. Biz de.
Yediğim yemek zehir oldu. İştahım kaçtı. Hesabı getiren garsonu duymadım. Mideme kıramp girdi.
...
Çok tartışmalı bile olsa, yanı başımda oturan Ermeni ailenin Anadolu'dan Suriye'ye, Suriye'den Lübnan'a, Lübnan'dan da Amerika'ya gelmesinden benim atalarım ne kadar sorumlu acaba diye düşündüm. Benim atalarım niye sorumlu olsun, onlar Çubuk'un dağ köyünde yaşarlardı. Ama benim miras aldığım devlet-i ebed-müddet, bundan ne kadar sorumlu acaba? Hadi Ermeni çetecileri yüzünden bir sürgün oldu, acaba yan masada oturanların dedeleri de çeteci miydi? Gerçekten onların bir kabahati var mıydı?
Hadi soykırım olmasın. Bu ailenin Suriye'ye, oradan Lübnan'a ve oradan Amerika'ya gelmeleri, benim vicdanı mı yaralamaz mı? Üstelik bu aile hala Türkçe konuşuyor. Suriye'den geçmişler, Türkçe bitmemiş. Lübnan'dan geçmişler, Türkçe bitmemiş. Hatta 35 yaşlarında gösteren bu adam, 30 sene önce Amerika'ya gelmiş, yine Türkçe bitmemiş. Bizim buradaki Türk ailelerin çocuklarının Türkçe konuşamadığını gördükten sonra, üçüncü nesil bir Ermeni'nin üçüncü ülkede hala Türkçe konuştuğunu gördükten sonra, bu adamın yüzüne bakarken mahcup hissetmez misiniz?
O Türkçe ki, "Geçmişte olmuş bitmiş" deyince o arkadaş, bu cümlenin İngilizce'de kolayca ifade edilemeyeceğini düşünüyor insan.
Bundan bir yıl önce de bir Ermeni'ye yol tarif etmiştim. Onunla da Türkçe konuşmuştum. Dil bağının din bağından daha önemli olabileceğini o zaman hissetmiştim. İşte belki onun için Rum ve Ermeniler'in ihanetlerini hiç unutamıyoruz, ama Araplar'ın ihanetlerini sineye çekebiliyoruz.
Türkiye Osmanlı'nın son devresinden devraldığı sorunlarla elbette yüzleşecek. Bu problemleri çözdükçe ve vicdanar rahata erdikçe büyüyecek...
Süleyman Demirel
5 Ekim 2009












09.11.2011




